SUFFRAGETTE

kadın, oy hakkı, direniş, İngiltere

 

Nerede izlenir: DVD

Neden izlenir: Kadınların oy hakkı kazanma direnişlerine yakından bakıp, bunun adına direniyor olmak zorunda olmalarının saçmalığını daha iyi anlayabilmek için.

 “Kadınların oy kullanmasına izin verirsek, sosyal yapımız bozulur. Kadınlar; babaları, ağabeyleri ve kocaları tarafından gayet iyi temsil ediliyor.”  görüşüne karşı direniş sergileyen kadınların hikayesini anlatır film. Merkezine aldığı konu, kadınların oy hakkı kazanma mücadelesi ve -dolaylı ya da doğrudan- Socrates’ten bu yana konuşulagelmiş temsil hakkı.

Temsil hakkı nedir/kimlere verilmelidir? Ya da birilerine verilmeli midir? Oy hakkı normatif şekilde değerlendirilmesi gereken bir şey midir yoksa insan olmanın getirisi olarak herkesin bu hakka sahip mi olması gerekir? Bunlar ve dahası birçok soru siyasi düşünce tarihi içerisinde sıkça tartışılmış ve -doğal olarak- net bir cevaba ulaşılamamıştır. Fakat cinsiyet üzerinden oy hakkı konusuna bakınca karşımıza şöyle bir gerçek çıkar ki; oy hakkı asla ve kat’a cinsiyetler arası fark bulunmaması gereken bir mevzuu. (Ki bence zaten hiçbir şey salt erkeğin yahut salt kadının hakkı/görevi olmamalıdır.)

Şimdi burada herkes oy kullanmalı mıdır? (dağdaki çobanla benim oyum bir mi tartışması) sorunsalını tartışmayacağım elbette fakat filmimiz direkt olarak “kadınların oy hakkı kazanma mücadelesi”ni kendine konu edindiği için cinsiyetler arası fark olmamalı demeyi konudan sapmak olarak görmüyorum.

20. yy başı İngilteresi’ndeyiz. Günümüzde dahi aşılamamış toplumsal cinsiyet sorunu o dönemde elbette ki hat safhadaydı. Oy hakkı, kendini yönetecek kişiyi seçebilme hürriyeti ne yazık ki kadınlara henüz tanınmamış idi. Bu hürriyeti tırnaklarıyla kazıya kazıya elde etmeye çabalayan kadınların direniş hikayesini anlatan filmimizin başrollerinde Carey Mulligan, Helena Bonham Carter, Anne-Marie Duff, Meryl Streep gibi isimler yer alıyor.

Bir çamaşırhanede ömür harcayan, kendini kocası ve küçük oğluna adamış Maud Watts (Carey Mulligan); başta gösterilen bu direnişe karşı pek istekli durmasa da zamanla feminist hareketin öncü örgütlerinden Kadınların Sosyal ve Politik Birliği (WSPU)’ne katılıp gizli gizli yürütülen çalışmalara destek oluyor. Filmi konusuyla her ne kadar tebrik etsem de Watts karakteri, direnişe katılış süreci bağlamında çok hızlı ve seyirciyi asla ikna etmeyen şekilde örülmüş. Filme ilk olumsuz eleştirim bu yönde olacak.

Yürütülen çalışmalar WSPU kurucularından, süfrajet Emmeline Pankhurst (Merly Streep karaktere can vermiştir) önderliğinde gerçekleşiyor ve başta daha duru olmalarına karşın zamanla ateşli bir hal alıp devlet büyüklerinin evlerini patlatmaya kadar gidiyor. Tüm bu süreç içerisinde oy hakkı savunucularından hapse atılanlar, türlü türlü işkenceye maruz bırakılanlar tabii ki var ve filmde de gayet gerçekçi anlatılmış. En büyük cezası oğlunu görememesi olan Watts, direnişinin meşruiyetini göstermek adına şunları söylüyor hatta: “Eğer kanunlar oğlunu göremezsin diyorsa, o kanunları değiştirmek için savaşacağım.”

Kanunları değiştirmek için savaşan kadınlarımızın direnişi 1918’de ilk meyvesini Britanya’da 30 yaşın üstü bazı kadınlara oy hakkı tanınmasını sağlatarak vermiş ve 1928’de ise kadınlar da erkeklerle aynı oy hakkına sahip olmuştur.

Şimdi tam bu noktada filmi eleştireceğim şey şudur: o dönem şartlarında oy hakkı yalnızca cinsiyetler arasında değil, statüler arasında da farklı idi. Yani soylu bir kimse oy kullanabiliyorken, köylü kesim oy kullanamıyordu. Film, cinsiyet arasındaki bu ayrıma fazlaca değinmesine rağmen, statü farkının beraberinde getirdiği haksızlıklardan hiç mi hiç bahsetmemiş. Bu da bir diğer olumsuz eleştirimdir. (Fakat konuya bunu katıp katmamak tercih meselesi. Çünkü asıl eğilinmek istenen nokta bu değil.)

Pankhurst’un “bize oy hakkını kelimeler değil, eylemler kazandıracak” cümlesini hakikaten de laftan ziyade icraatlarıyla gösteren kadınlarımızın öyküsünü -filmi özellikle karakterlerin çizilişi bazında çok başarılı bulmasam da- kulak verilmesi gerekenlerden biri olarak görüyor ve hayatınızın 1 saat 46 dakikasını ayırmanızı tavsiye ediyorum. Böyle direnişlere gerek olmayan bir dünyada dolayısıyla da konusu “kadınların -zaten sahip olmaları gereken- haklar için direnişi” olmayan filmlerin çekilmesi ümidiyle, güzel seyirler!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir