OSLO

Karar, uyuşturucu, Norveç

Nerede izlenir: Vizyon, DVD

Nasıl izlenir:Ben bugün kaliteli bir film izleyeceğim!” diyecekler için uygun bir zaman yaratılır.

1 saat 36 dakika olan filmin yönetmen koltuğunda soyadı benzerliği ile “acaba?” dedirten ve evet yanıtını vereceğimiz Lars von Trier’in yeğeni Joachim Trier oturmaktadır. Adından da anlayacağımız gibi gelişmiş bir ülkede bireyin yalnızlığını ve yitikliğini anlatan dram filmidir. Teslim olanın hikayesidir. Cannes’da galasını yapmış, pek başarılı Norveç filmidir.

Anders Daniel Lie karakterimiz bir yıl rehabilitasyonda tedavi gördükten sonra iş görüşmesi sebebiyle yaşadığı şehre, Oslo’ya gelir. Bir yılın gerisinde bıraktığı hayatıyla görüşmek ister ve bizler de onun bir günlük hayatına şahitlik ederiz. Pastoral bir sinematografi ile Norveç’in hem yapısal olarak hem estetik olarak yaşanılası bir yer olduğunu yansıtmak istemişler diyebiliriz. Acaba öyle mi? Yazının devamında buna değineceğiz. Öykünün akışkanlığı için bol bol açık renkler tercih edilmiş. Hatta öylesine özdeşleştirici bir etki yaratmış ki bu, sonunun şok edici yapısı yok olmuş. Bir izleyen olarak bu oldukça hoşuma gitti.  Diyebiliriz ki; Oslo’nun, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı konularını ele alan diğer filmlerden sıyrılmasını sağlayan şey allanıp pullanmadan öykünün sona ulaşmasıdır. Bunun dışında simetrik olmayan çekimlerin ve beraberinde kayan eylemlerin bulunması gözü oldukça yoruyor ve amatör bir yapı oluşturuyor. Görüntü yönetmeninin elleri mi titremiş yoksa özellikle mi tercih edilmiş bilinemiyor elbette ki.

SPOİLER İÇERİR!

Giriş sekansı Oslo turu yaptırıyor seyirciye ancak çekimlerin devamından farklı olması Dogma 95’e bir gönderme mi diye düşündürmüyor değil. Anders kafede otururken diğer masaların hayatlarından monologlar duymak tam olarak bir eylem dairesi dersi olmuş.

ANDERS İLE VARLIKTAN HİÇLİĞE VE MUTLULUK ÜZERİNE

Genel olarak filmimizi tanıttıktan sonra söylemek gerekir ki; Anders rehabilitasyonun getirdikleri ile uzun süredir olmadığı hayatına döner. Bunun sebebi ise bağımlılığının sonunu bağımsızlık ile tamamlayabilmek için sosyal hayata yeniden kazandırılmak amacıyla iş görüşmesine gitmesidir. Rehabilitasyon merkezinden ayrılmadan önce nehir kenarına giderek büyük bir kaya ile sulara bırakır kendini fakat yapamaz. Tüm hayatını geçirdiği Oslo’ya döner. Yaptığı görüşmede tedavi gördüğünü söyler ve tepkilerin değişmesi ile oradan ayrılır. Aslında o dürüstçe söyler uyuşturucu kullandığını. Çekinmez. DJ’lik yaptığını ve daha sonra uyuşturucuyu seçtiğini dile getirir. Varoluşçu felsefeye adını altın harflerle yazan Jean Paul Sartre için de varoluşçuluğun temeli seçimler ve kararlar doğrultusunda insanların dünyayla etkileşimidir. Anders için de seçimler kendi iradesiyle başlar ve biter. Varoluşçuluğa göre insanın en değerli varlığı özgürlüğüdür. İnsan bu özgürlüğe mahkum olduğunun farkına vardığında, terk edilmişlik ve yalnızlık duygularına kapılır. Eli boş görüşmeden çıkan Anders bu yalnızlığı bastırmak için arkadaşlarıyla görüşmeye gider. Hayatın getirdiklerini özümseyen ve sadece bunaldığını ifade ederek yine de o hayata bağımlı olduğunu fark eden akademisyen arkadaşının yanına gider. Rilke’den, Proust’tan bahsederken eşi çocuğunun diş kaşıyıcısını sorduğunda kendine engel olamadan yerini söyler. Çünkü o hayata mahkum olmuştur. Özgürlüğüne mahkum olduğunu düşünmeden…

‘’Hayatıma bak, 34 yaşındayım ve hiçbir şeyim yok. Her şeye sıfırdan başlayamam.’’

Bu cümle, onun yalnızlığı ve buhranı ile seçimlerinin, onu hiçliğe götüreceğinin bir kanıtıdır. Oslo’ya dönmeden önce tamamlayamadığı, içindedir. Hiçlik, kişinin yaşama tarzı ile değerlendirme tarzı arasında bir kopukluğun, hatta zıtlığın sonucudur. Anders’te bunu oldukça görürüz. Sosyal hayata kazandırılmak için Oslo’ya döner fakat dönmeden önce intihar etmeyi dener.

Yazının başında da söylediğimiz gibi çekimler gelişmiş bir ülkeyi oldukça güzel göstermiş gibi durmaktadır. Ancak öyle midir? Refah seviyesi yüksek bir ülkede insanlar hep mutlu mudur? Oslo bireyi niye mutlu etmez? Birey kendisi mi mutlu olur yoksa toplumun bunda etkisi var mıdır?

‘’Mutlu değilim ama idare eder.’’

Kafede oturduğu sırada diğer insanların da mutsuz olduğu art arda sıralanır. Gelişmişlik insanı mutlu etmez mi? Metrolar, alışveriş merkezleri, temiz sokaklar, alt yapı çalışmaları, sürdürülebilir kalkınma…

Varoluşçu olmadığını fakat “Varlık filozofu” olduğunu söyleyen bir diğer isim Heidegger’e göre modernizm, özneyi asıl varoluşundan koparmış ve hiçliğe sürüklemiştir. Aydınlanma ve bilim, dünyaya fırlatılmış öznenin kendine, kendi doğasına yabancılaşmasının kaynağıdır. İnsanın bu dünyaya fırlatılmış olması, Heidegger’in söylemiyle onun yurtsuzluğunun da bir göstergesidir. Bunu Anders için son sahnede oldukça fark etmekteyiz. Arkadaşları havuza girdiğinde o onları uzaktan izleyerek orada olmaması gerektiğini hisseder. Ona daha çok kendini hissettireceği evinin yolunu tutar. Piyanoya oturur ve çalmaya başlar fakat iyi çalamaz. Bu bile onun oraya ait olmamasının bir sembolüdür.

‘’İnsan kendini yok etmek istiyorsa, toplum buna izin vermelidir!’’

Heidegger, modern dünyanın insanı ya bilgi öznesi ya da toplum üyesi yapacağını söyler. Hiçliği toplum sağlayamaz, izin vermez. Toplumda bu ikisi dışında yurtsuzluğun hiçbir şekilde karşılanamaz. Yalnızlığa gömülen birey, ölümü hiçliğin tanrısı olarak görür.

‘’Ölmek, uyumak hepsi bu kadar. Yalnızca uyumakla bitebilir bütün acıları yüreğin ve çektiği bütün kahırları bedenin…’’

William Shakespeare

Keyifli seyirler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir