HOUSE OF TOLERANCE

dram, genelev, kadın, özgürlük

Nerede izlenir: DVD

Nasıl izlenir: Seks işçiliği hakkındaki görüşlerinizi değiştirmek için izlenebilir.

 

“Dik dik bana bakıyorsun. Beni incitmek istiyor gibisin. Sonra yüzün tekrar normale dönüyor. Eski haline dönüyorsun. Dik dik bakmaya devam ediyorsun. Sonra boşaldığını hissediyorum. Bacaklarımın arasına boşalıyorsun, spermlerinin içimde yükseldiğini, içimi doldurduğunu ve gözlerimden aktığını hissediyorum. Beyaz, kalın gözyaşları, yanaklarımı kaplıyor. Ağzım kıpkırmızı, beyaz göz yaşları üzerine damlıyor. Onları silmek istemiyorum. Çok ağlıyorum. Durduramıyorum.”

Hikayemiz 20.yy’ın başlarında Paris’te “elit” bir genelevde geçiyor. Madeleine’ın yukarıdaki rüyasını müşterisine anlatmasıyla başlıyor film. The Jewess (Madeleine)’ın Gülen Kadın’a dönüştüğü bölüm olarak akıllara kazınıyor daha sonra. Bundan sonra hem Madam’ın hem de seks işçisi olan farklı kadınların farklı sorunlarıyla yüzleşiyoruz.
Son zamanlarını yaşayan genelevde bir nevi hapsolmuş kadınlarla tanışıyoruz. Hepsinin yaşadığı sorun farklı fakat en büyük sorunları Madam’a borçları olmaları. Madam’a borçlu oldukları için ne bu evden çıkabiliyorlar ne de evin içinde var olabiliyorlar. Bunu, dışarıda oldukları bir gün Léa’nın “bir günü dışarıda geçirmek sonsuzluk hissi veriyor.” cümlesinde hissedebiliyoruz.

Her kadının farklı müşterileri ve o müşterilerin farklı istekleri var. Kimi istek fiziksel olarak kişiyi zorlayacak şekilde. Kadınlar temiz olmalı, güzel ve genç olmalı, her isteği yerine getirmeli. Eğer bunlar olmazsa müşteri memnuniyetsizliğinden dolayı Madam’a daha da borçlanıyorlar. Kimisine göre şaşalı ve “kolay” gözüken bu dünyanın içinde barındırdığı sorunlar (özellikle kadınların bakış açısından izleyince) insana tokat gibi çarpıyor. Filmin İngilizce çevirisindeki “tolerance” kelimesi zaten çoğu şeyi vurgular nitelikte.

Öte yandan Madam da aynı şekilde borçlarla ve çocuklarıyla uğraşıyor. Evin kapatılmaması için mücadele veriyor. Ev, kadınlara göre ne kadar kötü olursa olsun ona göre dışarıdaki dünya çok daha kötü. Film sizi Madam’ı da anlamaya itiyor. Her ne kadar “kötü” bir karaktermiş gibi bize sunulsa da -her kötü karakterde olduğu gibi- onun da herkes gibi yaşadığı olumlu ve olumsuz şeyler var.

Kadınların yaşadıklarını burada anlatmaktansa izleyecek olan insanların bizzat deneyimlemesini istiyorum. Böylece filmin gerçekten yaşatmak istediklerini yaşatacağını düşünüyorum. Filmden ne kadar karamsarca bahsetsem de filmde bulunan birçok güzel sahne var.

Kadınların beraber uyumaları, dışarı çıktıkları gün özgürce eğlenmeleri, ne yaşarlarsa yaşasınlar güçlü kalıp birbirlerine aile ve dost olmaları gibi. Ayrıca filmdeki farklı sahnelerin dörde bölünerek aynı anda verilmesi bana göre hoş bir anlatı oluşturmuş. Kullanılan modern müzikler de dönem filmi için etkileyici bir tercih olmuş.

Bunlar dışında sanırım en çok etkilendiğim sahneler; Madeleine’ın son sahnesi, Samira’nın Pauline Tarnowsky’nin fahişeler hakkında yazdıklarını okurken ağlaması ve filmin son sahnesi oldu. Diğer sahnelerde de işlenen konunun oldukça çarpıcı gerçekleri olmasına rağmen ben bu sahnelerde anlatılmak istenen konunun yoğunluğunu daha çok hissettim.

Umarım bu filmi izlerken siz de seks işçiliğinde yaşanan sorunların somutluğunu daha iyi görebilirsiniz. İyi seyirler.

1 Comment

  1. yazı hakikaten film hakkında merak uyandırıyor, ilk boşlukta izliyciğm. ellerine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir