FRANTZ

Savaş, siyah-beyaz, Almanya, Fransa

 

Nerde izlenir: DVD(SATIN AL)

Ne zaman izlenir: “Yok mu şöyle kanın gövdeyi götürmediği daha naif bir savaş filmi, izleyelim” dediğinizde ilaç gibi gelecektir.

 

“Oğlum, oğlun, senin iki çocuğun… Onları cepheye kim gönderdi? Cephanelik taşıyıp süngüleri bileyleyen kimdi? Bizdik, babaları. Hem bizim hem de onların tarafında böyleydi (bahsedilen taraflar Almanya ve Fransa). Biz sorumluyuz. Biz, tarafımız onların binlerce evladını öldürürken zaferimizi biralarımızı içerek kutladık. Onlar, tarafları evlatlarımızı öldürdüklerinde şaraplarını içerek kutladılar. Evlatların ölümlerine içen babalarız biz.”

 Bir François Ozon filmi. Yönetmeni vakt-i zamanında Dans La Maison (Evde) filmi ile keşfetmiş ve -filmden epey etkilenmiştim- kendisinin diğer filmlerini izlemek için sabırsızlanmıştım. Frantz, yönetmenin izlediğim dördüncü filmi ve naçizane beğeni sıralamamda maalesef ki dördüncü sırada yer alır.

Savaşı tümüyle cephede göstermeyip genel itibariyle nişanlısı savaşta ölen bir kadın, ölen askerin arkadaşı olduğunu söyleyen adam ve oğulları ölen ebeveynimizin hissettikleri üzerinden göstermesi benim için filmi daha çekici kıldı. Savaşı konu alan bir filmde, bence, cepheyi izlemektense cephe arkasını, cephedekilerin yahut onların yakınlarının hislerini izlemek yeğdir.

-SPOILER İÇERİR-

Peki, film nasıl ilerliyor? Kimdir bu Frantz?

Film, savaşta ölen nişanlısının mezarına gitmekte olan Anna (Paula Beer) karakteriyle açılıyor. İşte filme ismini veren nişanlı da Frantz (Anton von Lucke). Anna’nın o gün diğer günlerden farklı olarak mezarda çiçek bulması ise filmde asıl karakterin başkası olduğunun ipucunu veriyor bize. O ana karakter ise Adrien (Pierre Niney).

Siyah-beyaz olan film, Adrien’in, birlikte yaşayan Anna ve Hoffmeister ailesinin (Frantz’ın ebeveyni) hayatına girmesiyle yer yer renkleniyor; Adrien ile Frantz’ın anılarının gösterildiği sahneler, Hoffmeister ailesinin Adrien’e keman çaldırdıkları sahne… Görüntülerin renklenmesinin yanı sıra Anna ve kayınvalide ile kayınpederin hikayedeki hayatı da renkleniyor aslında. Adrien bir anda Frantz’ın yerini alıyor diğerlerinin gözünde: Anna için bir nişanlı, Hoffmeisterlar için bir oğul…

Başta kendini Frantz’ın Paris’ten yakın bir arkadaşı olarak tanıtan Adrien karakterinin, yalnızca bir “arkadaş” olmadığını anlamak o kadar da zor değil. “Var bu Adrien’de bir şeyler” diyorsunuz zaten kendi kendinize. İki ihtimalin olabileceğini düşünmüştüm açıkçası ben. Ya Frantz’ı öldüren adamdı Adrien ya da onun sevgilisiydi. Cevabı öğrenene kadar, filmin savaş üzerine söylemlerinin yanında “hangisi acaba” merakıyla da izlemiştim filmi. Bu sebepten “sürükleyici” diyebilirim film için.

Ozon’un Frantz aracılığıyla savaş üzerine söyledikleri öyle az buz şeyler değildi kanımca.  Adrien’in Almanya’ya, Anna’nın ise Fransa’ya gittiğinde karşılaştıkları muameleler, -kişilerin, yalnızca kendilerini bir şeye ait hissetmek için tutundukları dal olarak gördüğüm- milliyetçiliğin yıkıcı sonuçlarıydı işte. Milliyetçilik, düşen bir Alman’a yardım etmek isteyen kişi Fransız olduğunda, Alman’a Fransız’ı dövdürtür hatta öyle ki birbirlerini öldürtür: “…Fransızlar mı Almanlar mı nasıl bilelim? Okullarda Fransız çocuklar Almanca, Alman çocuklar Fransızca öğreniyorlar. Büyüdüklerinde de birbirlerini öldürüyorlar.”

 Konusu ve anlatmak istedikleriyle tebrik ettiğim, diğer filmleriyle kıyasladığımdaysa “yani şimdi Ozon’cum senden daha etkileyici bir sunum beklerdim” dediğim naif bir film Frantz benim için. Fakat elbette ki izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Sevdiğim bir yönetmen olduğundan mütevellit, François beyden beklentim yüksekti yalnızca. Savaş üzerine kafa yorulan, sakin seyirler dilerim!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir