DOGTOOTH

aile, yetiştirme, özgürlük, kurallar

 

Nerede izlenir: DVD 

Nasıl izlenir: “Bir film izleyelim ama böyle kafa yaksın” denilen arkadaş ortamında izlenir.

Ne zaman izlenir: Film analizinin uyku ile bölünmeyeceği bir zaman.

 

Komşumuz Yunanistan’dan çıkmış sinema dâhilerinden Yorgos Lanthimos’un bağımsız sinemacı kimliğini ve uluslararası rüştünü ispat ettiği Dogtooth filmi, külliyatı içinde kaybolmadan önce ilk izleyeceğiniz ve tekniğini yalınlık ile algılayacağınız bir imza filmi. Kadrajın yeni bir dünya kurmasını ve kanıksadığımız ortam koşullarını yıkarak oluşturduğu hikayeler ile aslında denklemin değişkenler içinde bambaşka yönlere savrulan bir deney alanı olduğunu anlıyoruz.

Film, yönetmenin son Yunanca filmi, Oscar’da yabancı dilde ödül alan film çok kaba tabir ile çocukların boş bir levha olduğunu, doğdukları andan itibaren nasıl yönlendirirsek öyle şekillendireceğimizi anlatıyor. İsimsiz kahramanları olan film bildiğimiz her şeyi yıkarak çocuklarını yetiştiren otoriter baba modelinin kendi küçük dünyasının inişleri-çıkışları içinde köpek dişi metaforu ile bize özgürlüğü sorgulatıyor.

Filmin omurgasını oluşturan çok güçlü metaforlar olmasına karşı her metafor öyle incelikle yerleştirilmiş ki aslında bu kadar özelleşen durumlar içinde bütünden ayrılmaksızın kendinizi, doğrularınızı sorguluyorsunuz.

Çocuklarını tamamen dışarıdan soyutladıkları dünyanın yıkılışı da aslında korktukları, sakındıkları gibi dış dünya yüzünden oluyor. Sadece bir insanın bu fanusa girişi ile başlayan bozulma, büyük kız çocuklarının yalnızca biraz dışarısı hakkında hayal kurması ile kırılmaya başlıyor. İçinde bulunduğumuz kuralların, öğrenilmiş hallerin ve manipülasyonların ayağımıza bir pranga olarak takılı olduğunu fark ediyoruz. Büyük kızın içinde bulunduğu ailesinden farklı düşünme, kendini suçlu görme ve sonunda tutunamama hali bugün korkulan, toplumdan sıyrılış ve ayrı düşme endişesinin insanı nasıl bir hale soktuğunu algılamanın ekrandan görebileceğimiz bir şekli.

Çok kez Haneke ile benzetilen Lanthimos’un açık sade ve genel olarak geniş açılar kullanışı bu benzerliği destekler cinsten. Fakat Haneke’nin karakterlere, özellikle kadınlara yüklediği gibi doğal sınırlar yani olağandan gelen sınırlar değil; kurallar, zorbalıklar ve tutsaklıklar var. Bu noktada kameranın gezindiği yerler insanı rahatsız etmek için özellikle öyle bırakılmış gibi bir “bozukluk içinde”. Bunun dikkatli bakan gözlerin dikkatinden kaçmayacak şekilde, bir durumu ve duyguyu kişinin farklı noktalarına kamerayı odaklayarak başarması yeni dönem yunan sinemacı sıfatını sonuna kadar hak ettiğini gösteriyor.

Bu filmde aile kavramı, çocuk yetiştirme gibi konuların üzerine farklı düşünceler geliştirmenizi sağlayan yönetmen; öncesinde çektiği anadilindeki Alpies ve daha sonra İngilizce olarak çektiği The Lobster ile ilişkiler, aşk, ölüm gibi toplum meselelerine farklı dünyalar kurarak dokunmamızı sağlıyor.

 

 

1 Comment

  1. Yönetmenin izlediğim ilk filmiydi ve inanılmaz etkilenmiştim………
    Yazıdan sonra da bir daha izleyesim geldi, ellerine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir