BİR EVLİLİKTEN MANZARALAR

BERGMAN, BERGMAN, BERGMAN

 

Nerede izlenir: DVD

Nasıl izlenir: İşten erken mi çıktınız? Hiçbir şey yapmadığınızı mı düşünüyorsunuz? O halde mısırınızı alıp yatağa yayılıp kaliteli bir şeyler seyretmek istiyorum dediğiniz pazartesi akşamı, çok uygun bir zamanlama olacaktır.

 

“Sinemayı, edebiyat ve tiyatroyla eşit bir sanat konumuna yükselten yönetmen…” Time Dergisi

Filmi sizlere anlatmadan önce Ingmar Bergman hakkında konuşmak gerek diye düşünüyorum. Sinemaya altın harflerle adını kazımış olan efsane yönetmen, 1918 yılında İsveç’in bir kasabasında dünyaya gelmiştir. Bir Protestan papazının oğlu olan Bergman, ona armağan edilen kamera ile sinemaya adım atmıştır ve iyi ki de atmıştır. Ingmar Bergman’ın sineması birçok eleştirmen ve sinemasever tarafından dönemlere ayrılarak incelenir. Bu dönemlerin bilgisini vermekten çok şunu söylemek gerekir ki her dönemi hayatını, sorgulamalarını, aşklarını anlatır diyebiliriz. Bergman, sinemanın yanında aynı zamanda tiyatro yönetmeni ve oyun yazarıdır. Bir röportajında, “Ben tiyatrodan kalan zamanda sinemayla ilgilendim.” diye ifade etmiştir. Tüm zamanını ayırsa acaba neler olurdu diye sormadan edemiyor insan?

Ünlü yönetmenin sinema tarihi, filmleri hakkında birçok tezler yazılmış ve uzun uzun incelemeler yapılmıştır. Bunlar kadar derin analizler olmasa da ben de çok beğendiğim bir filmini elimden geldiğince, dilim yettiğince sizlere anlatmak istiyorum.

Bir Evlilikten Manzaralar ya da gerçek adıyla Scener ur ett äktenskap, Bergman’ın son dönem filmleri arasında sayılır. 2 saat 48 dakika olan film, 1973 yapımıdır. Adından da anlaşılacağı üzere evli bir çift olan Johan ve Marianne’nın on yıllık evliliklerinden sonra yaşadıklarına tanıklık ederiz.

Başından geçen dört boşanma sonucunda çektiği filmi, 16 mm’lik kamerayla 6 bölüm olmak üzere dizi olarak yayımlamıştır yönetmen. Büyük ilgi görmesi sonucunda film haline getirmiştir.

 

——–SPOILER İÇERİR!!——–

EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRÜR MÜ, EVLİLİK BİR BENLİK SORUNU MU, BERGMAN NE DEMEK İSTEMİŞ?

Toplumun bireyler için bir görev olarak belirlediği evlilik, büyük bir sorumluluğun ve belki de benliklerin yok olduğu resmiyettir. Ağır sorumluluklar karşısında kişilerin kendilerinden fazlasını verdiği ilişkilerde ve evliliklerde her şey  bir sona yaklaşır, diyebiliriz. Bergman bunu büyük bir gerçeklikle, sanki evin içinde bir kamera varmışçasına anlatmak istemiştir bizlere.

1. BÖLÜM: MASUMİYET VE PANİK

Filmimiz, Johan ve Marianne’nin bir dergiye röportaj vermesi ile başlar. “İdeal çift nasıl olunur?” diye haberler yapan dergiler, köşe yazıları için de güzel bir eleştiri oluşturmaktadır aslında. Sonrasında köklü ailelerini anlatırlar ve sıra onları, ilişkilerini tanımaya gelir. Johan; başarılı bir akademisyen, ideal hayatın merkezinde olan bir erkektir. Bunu, röportaj halindeyken kendini daha çok gösteren tavırlarla ifade eder. Marianne’ye sıra geldiğinde ise; ekonomik bağımsızlığı olan bir birey ve avukat olmasına rağmen  daha çok “ideal evliliğinden” mutlu, “Johan’ın eşi”, “iki çocuk annesi” olmaktan memnun bir kadın olarak görülür. Kendini ailesine ve evliliğine adayıp kocasının gölgesinde olan ve toplumda sıkça karşılaştığımız bir kadın profili olmuştur Marianne. Çok ilginçtir ki aşklarının evliliklerinden sonra başladığını söylerler. Sonunda ise röportajı ve içinde bulundukları durumu tamamlayan bir öge olarak çocuklar işin içine girer ve hep beraber bir fotoğrafın yüzleri olurlar.

Her zaman çiftler, çift terapistleri evliliğin iki kişi arasında değil de aynı zamanda ailelerin de arasında olduğunu söylerler. Ve bunun bir yansıması olarak filmde; aile yemekleri, doğum günleri, hafta sonu buluşmaları görülür. Bunlar bazen çiftlerin istemediği bir etkinlik olsa da saygı adı altında yapılması gereken yaptırımlar olarak karşımıza çıkar.

2. BÖLÜM: PAULA

Marianne’nin ilişkilerinin eski tutkusuyla devam etmediğini fark edip onun suçunun olmadığını ifade ederek başladığı bir bölümdür. Buradan şunu çıkarabiliriz ki kadın; tutkularını, eğlenememelerini kendi suçu olabileceğini kabul etmiştir. İlişki bir nevi sadece kadına atfedilen bir anlam içerisinde kalmıştır.

Yuvayı dişi kuş yapar(!)

Hatta Marianne bu durumun çözümünü de ortaya atarak tatile çıkabileceklerini söyler. Aynı zamanda onu kaybetmenin en büyük korkusu olduğunu da ekler. 10 yıllık evlilik sonucunda kendiliğini, benliğini kaybeden kadının en büyük göstergesidir.

Devamında Johan’ın hayatında başka bir kadının olduğunu öğreniriz. Onunla Paris’e gitmek istediğini ve bunun için her şeyi göze aldığını söyler. Sevgilisi Paula’nın genç olduğunu, onunla daha iyi seviştiklerini de söyleyerek Marianne’nin kendini fiziksel anlamda da kötü hissetmesini sağlar. Bu gibi karşılaştırmalar ilişkilerde ve evliliklerde oldukça yaralayan ve yersiz olan karşılaştırmalar olarak düşünülür ki elbette öyledir. Marianne, Johan’ın kararlılığı ve onu her anlamda yok sayan tavrı karşısında çocuklarını bir sebep haline getirir. Bu noktada Marianne, çocuklarıyla kimlik oluşturmaya çalışmaktadır. “Elimde tutacağım en büyük güç onunla beraber var ettiğimiz çocuklardır.”  diye düşünmektedir.

3. BÖLÜM: GÖZYAŞI VADİSİ

Bu bölümde, ayrılıklarının bir yıl sonrasına gideriz. Resmi olarak ayrılamayan çift, Marianne’nin evinde görüşmektedir. Marianne, hem fiziksel hem duygusal olarak yıkıntısının ardından 10 yıllık eşini tekrar göreceği için dış görünüşüne, evdeki düzene oldukça dikkat eder. Fakat fark ederiz ki hala kendini ondan ayrı tanımlayamamaktadır.

4. BÖLÜM: CAHİLLER

Daha güçlü bir Marianne gördüğümüz bölümdür. Marianne, varlığını Johan dışında tanımlamaya başlamıştır.

5. BÖLÜM: JOHAN’IN BÜROSU

Arka plan üniversitede Johan’ın bürosudur. Marianne, boşanma evraklarıyla gelmiştir. Tamamen değişen  karakterler vardır karşımızda. Marianne, boşanarak hayatına devam etmek istemektedir. Johan ise yorgunluğunu, çektiği maddi ve manevi sıkıntıları dile getirir. Marianne, bunları pek önemsemez. Tek istediği boşanmak ve kendi kimliğini bulduğu evrede istediği hayata devam etmektir. İşte tüm bunların geçersiz kaldığı noktada Johan’ın fiziken kendini üstün gördüğünü anlar ve  Marianne’e karşı takındığı fiziksel şiddetle karşılaşırız.

6. BÖLÜM: GECENİN ORTASINDA, DÜNYANIN BİR YERİNDE, KARANLIK BİR EVDE

Marianne ve Johan başkalarıyla evlidir. Yine de görüşmeye devam ederler. Eşlerinin seyahate çıkması sonucunda kır evinde bir kaçamak yaparlar. Artık ikisi de kendi benlikleriyle bir aradadırlar. İstedikleri gibi davranabilmekte ve  birbirlerinin gölgeleri ardında kalmamaktadırlar.

‘’3 ayda yazdım, 4 ayda çektim ama bütün bir ömrün deneyimini kullandım.’’

 –Ingmar Bergman

İyi seyirler dilerim efenim!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir