BEN, DANIEL BLAKE

                                                      bir insan, bir hayat, bürokrasi

Nerede İzlenir: DVD

Nasıl İzlenir: Bir cumartesi gecesi uygun zamandır!

‘’Ben bir müşteri, bir alıcı ya da hizmet kullanıcısı değilim,

Ben bir kaytarıcı, bir beleşçi, bir dilenci ya da hırsız değilim,

Ben bir sosyal güvenlik numarası ya da ekranda yanıp sönen bir ışık değilim,

Faturalarımı, vergilerimi zamanında ve son kuruşuna kadar ödedim. Bununla da gurur duyuyorum.

Kimseye boyun eğmem ama elimden gelirse gözünün içine bakarak ona yardım ederim.

Sadaka istemiyorum ve kabul de etmiyorum.

Benim adım Daniel Blake,

Ben bir insanım, bir köpek değilim!

Bu sıfatla haklarımı talep ediyorum.

Benim adım Daniel Blake, bir vatandaşım, ne eksik ne de fazlası…’’

Geçen yıl Yeşilçam Sineması’nda izlediğim, hem oranın havasından suyundan hem yok olan insanlığımızdan hüngür hüngür ağladığım dram filmidir Daniel Blake. 2016 yapımı olan filmin yönetmenliğini Ken Loach yapmıştır. Titiz, emekçi, becerikli, sevecen, vefakar ana karakterimiz Daniel Blake marangoz bir vatandaştır. Geçirdiği kalp krizi yüzünden çalışamamaktadır ve hayatını devam ettirmek için işsizlik maaşına başvurur. Bürokrasinin uzun ve trajikomik ilerleyişi tükenmişliği ve bir insan olarak var olamama sürecini gösterir. Diğer karakterimiz olan Katie, iki çocuk annesi yalnız bir kadın olarak karşımıza çıkar ve Daniel ile hayatları kesişir.

Dave Johns ve Hayley Squires’in başrollerini paylaştığı film, 69. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü almıştır.

Gerçekliğini damarlarımıza kadar hissettiğimiz bir konusu var başarılı filmin. Örneğin, Türkiye sistemi birçok açıdan eleştirilerin odak noktası olsa da sosyal haklar konusunda gelişmişliğimiz bir nebze de olsun sağlanmış durumdadır. Maalesef ki Amerika’da prim ödemeden hiçbir sağlık sisteminden yararlanılamamaktadır ve Daniel Blake en temel hakkı olan yaşamının, hayatının kimse için var olmadığını, değerli olmadığını ispatlıyor.

Yapısal olarak açık renkler tercih edilmiş filmde. Elbette ki gerçekçi kurgunun daha sürükleyici hal alması için olabileceği düşündürüyor. Sıradan hayata çakılan ve yaralayan sistem eleştirisiyle baş kaldırışını yansıtmış yönetmenimiz.

Son olarak Alman tiyatro yönetmeni ve oyun yazarı Bertolt Brecht’in sözleriyle yazımı bitiriyorum ve iyi seyirler diliyorum.

“Yukarıdakiler derler ki ‘Yolun sonu zafer!’”

“Aşağıdakiler derler ki ‘Yolun sonu mezar!’”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir